Gülelim gülüşelim/Mutluğu bölüşelim

19/12/2008

Gönül Bülbülü

{#emotions_dlg.cheesy}Güzelliği görmeyen
dostluk nedir bilmeyen
aşk bağında gezmeyen
bir gül bile dikmeyen
sahrada kum çölüdür
yaşayan bir ölüdür
Gül gülüşlü sevgili
gönlümün bülbülüdür
Kalp

21/10/2008

DELİKLİ YAZI

DELİKLİ YAZI

 

            Bir bilmecede başımız “Yedi delikli tokmak, bunu bilmen ahmak” diye belirtir. Bir manide de, “Sinemi hakkâk delemez/Delerse gamze deler” denilerek sevgilinin gücü dile getiriliyor. Şu türkümüz de aşkı için dağları delen Ferhat’ı anımsatıyor:

            “Şu ağları delmeli

            Un edip elemeli

            Yüreğim kan ağlıyor

            Yârimi görmeyeli”

            Çok yağmur yağarsa “Gökyüzü delindi galiba” diye telaşa düşeriz. İyi uyuduğumuzu “deliksiz uyudum” diyerek anlatırız. Delik açmak, delik tıkamak uğraşlarımız arasındadır. Çoktandır göremediğimiz dostlarımıza, “Hangi deliğe girdin?” diye serzenişte bulunuruz. Çocukken oyunun sona erdiğini, evimize gitmemiz gerektiğini “Evli evine, köylü köyüne; evi, köyü olmayan sıçan deliğine!” diye bağırarak duyururduk. İyi göremeyenlere, “Sendeki göz mü yoksa budak deliği mi?” diye sorarız. “Bu da geçer” diyenlere “Geçer ama diler de geçer” yanıtını veririz. Kimi kişilerin kişilikleri balon gibidir, içyüzleri er geç ortaya çıkar, en ufak bir delikte puf diye sönerler! Bir gazetede yazıldığına göre, ozon deliği, küresel ısınma Amerikalıların uzayı delmelerine bağlanmış! Aya, Merih’e gitmeye kalkmasalar dünya bu duruma düşmeyecekmiş... Orhan Veli Kanık, yoksulluğu, parasızlığı şu dizelerle anlatıyor:

            “Cep delik cepken delik

            Kevgir misin be kardeşlik!”

            Ciğeri delik deyim verem gibi hastalıklar için kullanılır. Bir halk şiirinde ozanımız sevgilisine duyduğu özlemi bakın nasıl şiirleştirmiş:

            “Hasretinle bağrım deliktir

            Kül oldu vücudum şehri yanıktır”

            Askerdeyken kamuflaj eğitimi yapıyorduk. Komutanımız kendini en iyi şekilde kamufle edenleri ödüllendireceğini söyledi. Ben de hevesle işe giriştim, her tarafıma dallar yapraklar iliştirerek bir ağaca benzemeye çalıştım. Öyle benzetmişim ki, iki sincap başıma çıktılar, fındık yemeye başladılar. Bir süre sonra karınları doymuş olacak ki, aralarında artan fındıkları bir yere saklayıp sonra yemek istediklerini konuştular. Biri, “İyi ama nereye saklayacağız?” diye sordu. Öbürü, “Düşündüğün şeye bak, dedi. Ağacı şöyle bir dolaşalım, elbet bir delik buluruz.”

            Bütün çabamın boşa gittiğini söylememem gerekir mi acaba?

            Delik, politikada da geçerlidir. Bir zamanlar Turgut Özal, anayasanın delindiğini söyleyenlere pişkin bir tavırla, “Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz!” demişti. Daha sonra çok delindi ama hiçbir şey olmadı. Haklıymış Turgut Özal...

            Egemen Bağış da Amerikalılara, Recep Tayip Erdoğan için, “Kendisini delikten aşağı itmeyin. Kullanın” demiş. Bu söz uygun bulunmuş olmalı ki, kullanılmaya devam ediyoruz, delikten aşağı itilmiyoruz dost ve müttefik devletler tarafından...

            Devlet bütçesi her yıl açık veriyor. Delik büyük olduğu için bir türlü yama tutmuyor. Vatandaşın bütçesi ise delik deşiktir. Bu deliği fark ettirmemek için politikacılar beşik sallıyorlar, bizi parlak sözlerle kandırıp uyutuyorlar...

            Politikaya uygulanabilecek bir fıkra sunuyorum. Yorumunu siz yapın.

            Gelin hanım kız çıkmamış. Damat bunu kendisine anlatınca baba çaresizlikle ellerini açarak söylenmiş, “Bunun anası da delik çıkmıştı. Sülalemize dadanan bir düşman var. Kim acaba? Bir bilsem de bizimkileri uyarsam, böyle bir şey bir daha başımıza gelmese...”

            Bu düşman sakın dost ve müttefik devletler olmasın?

            İyi duyan, her şeyden haberdar olan kişilere kulağı delik derler. Kadınlar, kızlar küpe takmak için küçük yaşta kulakları deldirirler. Kız çıkmayan gelinlere delik adı verilir. Bu konuda şöyle bir fıkra var: Gelin hanım delik çıkmış ama damat bey aldırmamış. Bir süre sonra kayın babasının yanına gelen gelin hanım,

            “Kulağımı deldirmek istiyorum bey baba. Nerede deldirebilirim acaba” diye sormuş.    Adam dayanamamış:

            “A kızım, demiş. Bu ne terslik? Evde deldirmen gereken şeyi deldirmemişsin ama orada deldirmemen gerekeni de çoktan deldirmişsin. Ben sana ne diyeyim şimdi?”

            İşte böyledir bu dünyanın durum vaziyetleri. Neyi ne zaman ve nasıl deldireceğimizi iyi bilmeliyiz, yoksa zamanında kapamadığımız küçük bir delik başımıza büyük işler açabilir...

            Yazımı hepinizin onaylayacağını umduğum delikli bir türküyle bitiriyorum:

            “Mor koyun meler gelir

            Dağları deler gelir

            Hakikatli yâr olsa

            Uykuyu böler gelir!”

            ****************

           

5/9/2008

Taşlamalı Ramazan Manilerim

TAŞLAMALI RAMAZAN MANİLERİ

 

Davulumun ipi kaytan

Kalmadı sırtımda mintan

Kuru fasulye şef olmuş

Pirinç pilavı sultan!

            **

Şekerim var ezilecek

Tülbentlerden süzülecek

İnsanlığı bulmak için

Çok tabanlar tepilecek…

            **

Bahçelerde olur mersin

Evlere bereket girsin

Çeksin gitsin pahalılık

Ucuzluk geriye gelsin.

            **

Yeni cami direk ister

Dayanmaya yürek ister

Yoksulun ekmeği yok

Onun canı börek ister!

Uyarlayan Erhan Tığlı

3/9/2008

Ramazanlı ve Oruçlu Güldikenler

ORUÇ VE RAMAZANLI GÜLDİKEN DİZELER

 

Eğer açlara, yoksullara acımıyorsan

İster saraylarda otur ister havada uç

Hiçbir işe yaramaz tuttuğun oruç

Sıfıra sıfır elde var sıfırdır sonuç!

 

            ***

Ramazan kutsal bir aydır, saygıyla an

Bencillikten sıyrıl, duygulan

Açın yoksulun halini düşün

İşte budur seni kalpsizlikten kurtaran.

On bir ay azan, günah ormanında Tarzan olanlar

Ramazanda uslanırlar bazen

Ama haram çarşısında gezip tozan

Görünce karşısında bir enayi, bir sazan

Oluverir hemen kuyu kazan

Ne ramazan dinler ne ezan!

            ***

Eğer ramazan seni doğruya iyiye güzele ulaştıramıyorsa

Her şey eski hamam eski tas oluyorsa

Boşuna kendini sıkıntıya sokma

Git mezara uzan!

erhantigli@mynet.com

*******************

 

 

26/5/2008

Sarılalım Sanatın Dost Eline

SANATIN DOSTLUĞU

 

            Dost, uzakta olsa bile yakınımızda hissedebildiğimiz, en soğuk bir günde dahi ruhumuza verdiği sıcaklıkla ısınabildiğimizdir. Karanlıklarımızı, kara bulutlarımızı dağıtan, benliğimizi aydınlatan dostumuzun değerini bilmeli, gerçeğini sahtesinden ayırabilmeliyiz.

Dost, yanında yüksek sesle düşünebildiğimizdir.( Emerson), Ondan ayrılınca üzülme; çünkü â??ayrılık gerçek dostlar için mihenk taşıdır. (La Cordaire) Dostuna özveri göster, bencillik etme. â??Bencillik dostluğun zehiridir. ( Balzac). Kendimize verdiğimiz en güzel hediye olan dostluk(Stevenson) güvensizliğin başladığı yerde biter(Epikür). Gerçek dostluk karşılıklı güvenle sağlamlaşır. Bakma sen â??güvenme dostuna, saman doldurur postunaâ? diyenlere. Sahte dostlar için söylenmiştir bu söz.

            En kalabalık yerde bile yapayalnız kalabiliriz. Dostlarımız gece gündüz yanımızda olamazlar. Tedirginlik nereye gitsek peşimizi bırakmaz, sakız gibi yapışır kimliğimize. Özlemimizi, umudumuzu eler, her yanımızı çamurlara beler, duvarımızı deler, bizi can evimizden vurur, çeşmemiz akmaz olur, ırmaklarımız kurur. Yaz bahar ayında bile kar yağar umduğumuz dağlara. Kurtlar dadanır en verimli bahçelere bağlara. Bir balık olur takılırız can sıkıntısının attığı ağlara. Hasret kalırız bereket saçan yağmurlara...

            Kötülükler, kötü olaylar birbirini izler. Bir bakarız ki, tutunacak dallar elimizden kayıyor, içimizdeki yaşama sevincini, sabrı hain bir ayak eziyor, mutluluğumuzun defterini dürüyor. Has bahçemizi ayrık otları, çalılar ve dikenler bürüyor. Çile hançerini bağrımıza dayıyor, yüreğimizi bin parçaya bölüyor. Düşüncelerimize kelepçe, duygularımıza kilit vuruluyor. Hiçbir suçumuz olmadığı halde karanlık zindanlara atılıyoruz...

            Bu durumda ne yaparsın? Çaresizliğin çivisiyle olduğun yerde çakılır kalırsın. â??Benim sadık yârim kara topraktırâ? diyerek ölümün kucağına atılmaya kalkarsın. Ama dur, acele etme. Yanıbaşındaki dostunu görmezlikten gelme. Kim mi o? Sanattır sanat. Güzelliklerini karşılık beklemeden sana sunmaya hazırdır her zaman her yerde. Hadi sarıl boynuna, kucakla onu. Göreceksin ki hemen karşılık verecek, merhem olup yaralarını düzleyecek, kolunu açıp yollarını gözleyecektir. Hadi koş yanına, daha fazla bekletme bu güzel dostunu.

            Radyoyu aç, güzel bir müzik dinle. Televizyonu aç, kanalları dolaş, seyredebileceğin bir program çıkar mutlaka karşına. Evde oturmaktan sıkıldınsa çık dışarıya, bir resim sergisine git, doğayı seyret; gözün gönlün açılsın, ruhuna neşe saçılsın. Bir sinemaya gir; beyaz perdedeki görüntülerle bütünleş, hayallere dal. Bir müzeye uğra; eskiyle yeni arasında köprü kur. Sanatın büyülü havasını içine çek. Tiyatroyu da ihmal etme. Gerçekleri gör; doğruyu, iyiyi, güzeli gönül hanene konuk et. Kitapçı dostlarının da boyunları bükük kalmasın. Yeni çıkan kitapları karıştır, sanat- edebiyat dergilerine bak. Birkaçını eve götür, sayfalarını vakit buldukça çevir, karanlıkları devir. Paran yoksa kitapların sergilendiği bir kitaplığa gir, korkma senden para pul istemezler, cömertçe sunarlar her şeylerini.

            Gördün mü nasıl canlandı donuk hayatın, nasıl insancıllaştın, yaşamaktan zevk aldın. Dolup taştın bilgiyle kültürle, duygu ve düşüncelerle. Hep bunlar candan dost sanatın sayesinde oldu. Hadi öyleyse bil, anla değerini, önemini. Dostum yok diye kendini kapıp koyuverme. Dostuna dört elle sarıl. Göreceksin ki sen bir versen, hatta hiçbir şey vermesen de, o bin verecek, bahçeni yediveren gülleriyle bezeyecektir.

            Bizi yerlerde sürünmekten kurtaran sanatın elidir

            Bu gerçeği bilmeyen, görmeyen ya enayi ya delidir.

erhantigli@mynet.com

******************

« Önceki ::