Gülelim gülüşelim/Mutluğu bölüşelim

21/3/2008

21/3/2008

Nevruz: Hiç kutlayamayacak mıyız Sorunsuz?

NEVRUZ NEDİR, NE DEĞİLDİR?

 

            Nevruz sözcüğü Farsçadır. Nev yeni demektir. Ruz da gün anlamına gelir. Yani nevruz yeni gün demektir, kışın bitmesi, baharın resmen gelmesidir. Nevruzda güneş Koç burcuna girer. Pers hanedanı takvimine göre yılın ilk günüdür. Nasıl yılbaşında yeni yılın gelmesi kutlanıyorsa nevruzda da baharın gelişi kutlanır. Çünkü baharla birlikte doğa sanki yeniden doğar; ağaçlar ve bitkiler yeşerir, çiçekler çiçek açar, gelin olmuşçasına türlü renklere bürünürler. Kışın buruşan yüzler canlanır, doğamız allanır pullanır, mutluluk sarhoşu olur.

            Anadolu’nun kimi yörelerinde halk takvimine göre baharın ve yeni yılın başlangıcı kabul edilen 21-22 Mart tarihlerinde kutlanılan bu geleneksel halk şenliği, “Sultan Nevruz” ve “Mart’ın dokuzu” diye de anılır.

            Nevruz, Türk Halk Edebiyatı’nda ve Divan Edebiyatında “Nevruziye” adı verilen şiirlere konu olmuştur. Nevruziyelerde ağaçların çiçeklenmesi, havanın ısınması, Hazreti Âdem’in yaratılışı, Nuh’un gemisinin karaya oturuşu, Hazreti Ali’nin halife oluşu, hatta bugün doğuşu, bu kutlu olaylardan duyulan mutluluk dile getirilir.

            Nevruz günü kırlara çıkılıp topluca yemekler yenilir, gülüp oynanılır, çeşitli eğlenceler düzenlenir, yarım kuzu sayılan haşlanmış yumurtalar tokuşturulup neşeyle yenilir.

            Nevruz, Anadolu’da olduğu gibi tüm Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde, İran’da, Irak’ta, Mısır’da da yaygın bir bayramdır.

            Ne yazık ki bu gelenek sadece bir etnik grubun(Kürtlerin) kendilerine özgü bir bayramıymış gibi sunulmak, kabul ettirilmek istenmektedir. Nevruz sözcüğü Farsçadır yani İranlılara ait olduğu halde Kürtler bu sözcüğü “newroz” biçimine dönüştürerek sahiplenmişlerdir. Caddelerde lastikler yakılıyor, sloganlar atılıyor, çevre kirletiliyor, polislerle çatışılıyor, ortalıkta bir hayhuydur gidiyor, vatandaş aman başıma bir şey gelmesin diye, bırakın kırlara gitmeyi, evinden dışarı çıkmaya bile korkuyor, şu gün kazasız belasız bir sona erse diye dua ediyor. Pencereden korkulu gözlerle bakılıyor, her şeyden ürkülüyor...

            Hadi gelin bu bayramı bayram gibi kutlayalım, slogan atmadan, ortalığı velveleye vermeden, gürültüsüz patırtısız bir bayram günü yaşayalım; el ele verelim, sen ben demeden, din ve ırk ayrımı gütmeden doyasıya eğlenelim, halay çekelim, hora tepelim.

            Doğa her bahar nasıl yeniden doğuyorsa, bizim içimizde de yeni, güzel duygular, iyi düşünceler doğsun, bu düşünce ve duygular kötülüğü, çirkinliği boğsun, ruhumuz mutluluğa doysun.

 

            Erhan Tığlı

erhantigli@mynet.com

*******************

           

17/3/2008

Dilim

17/3/2008

Dilimiz Tiklendi...

DİLİMİZ TİKLENDİ- TÜRKÇEMİZ KİLİTLENDİ

 

            Eskiden dilimiz bu kadar tikli değildi. Bebeklere giydirilen patikte vardı tik. Çok “asortik” giyinen kişilere “sosyetik” denirdi sadece. Bu tür insanlar hizmetçilerine “domestik” diye seslenirlerdi. Aydın çevrelerde estetik, fantastik, ekzotik, betik gibi sözler kullanılırdı, duygusal kişiler “romantik”ti. Derken medyatikleştik ve tikler akın etti. Güzelleşme sevdalısı kadınlarımız, kızlarımız estetik ameliyatlar olunca estetik sözü yaygınlaştı. Estetik nedir bilmeyen, kullanmayan kalmadı. Sonra “butik”ler ortaya çıktı; terzilerin pabuçları dama atıldı. Sentetik kumaşlar kullanıldı, insanlar da sentetikleşti!

            Tıraş olan erkekler ustura, jilet yerine “permatik” kullanır oldular. Yıldızlarımız “erotik” pozlar verdiler, erotik filmler çevirdiler. Bankalarımız bankamatik kartları çıkardılar, insanları bu kartlara alıştırdılar. Temizleme tozlarımız da “matik”lendi! Atılan “madik” ler yetmedi; temiz sözcüğü yerine “hijyenik” denildi, olaya “otomatik” bir kültürel giriş yapıldı; doğru yol varken eğri yollara sapıldı. “Hijyenik” sözcüğünde hem bir derinlik, serinlik, hem de “akustik” bir özellik vardı. Temiz sözcüğü onun yanında pek basit kalıyordu!

            Reklâmlarla bu söz kulaklarda yer edindi. Bilmeyenler daha başka bir şey sandı. Bu pek “etik” olmadı ama kimse önemsemedi, tepki göstermedi. Zaten “etik” sözcüğünü ahlak değil de başka bir şey, “sosyal içerik”li bir söz olarak algılayanlar vardı...

            Bunlar yetmemiş gibi, Türkçe dokunmak sözcüğünden “dokunmatik” türetildi(!)

            Bakalım bu üretme ve türetmeler daha ne kadar sürecek? Orası belli değil ama bilinen bir şey var. O da şu; Dilimiz kirlendi, tiklendi, tikleri arttıkça Türkçe kilitlendi. Kapımızı yabancı hayranlığına, yabancı sözcüklere ardına dek açtık; başkalarına özenip onları gökyüzüne yükseltirken, özümüzü yerlere saçtık, ayaklar altına aldık.

            Durumumuz “kritik”, işimiz “bitik”tir.

            Türkçemize kıyanlar bizden daha atiktir!

 

ERHAN TIĞLI

*************

14/3/2008

Çiçek En Güzel Gerçek

« Önceki :: Sonraki »